iSTANBUL’UN 10 RESMi, 10 RESSAMI

Her dönemde yüzyıllarca sanatçıya ilham kaynağı, binlerce esere konu oldu İstanbul. Resim sanatındaki ‘en iyi 10 İstanbul betimlemesi’ni ise 1453 Dergisi seçti

Jean-Baptiste Van Mour (Valenciennes-Flandre, 9 Ocak 1671 - İstanbul, 22 Ocak 1737) 

 

Ressamın, ilk gençlik dönemlerinde Jacques-Albert Gerin’den resim dersleri aldığı sanılıyor. Ardından Paris’te Comte de Ferriol’ün dikkatini çekti ve onun himayesine girdi. Comte de Ferriol, 1699’da İstanbul elçiliğine atanınca, onunla İstanbul’a geldi. Geleneksel giysiler içindeki Osmanlı insanını çizmekle görevlendirildi ama genellikle İstanbul’la ilgili eserler verdi. Bu tablolarda peyzajlar, İstanbul halkının yaşantısı, Osmanlı sarayıyla ilgili sahneler ve kabul törenleri yer alır. 100 parçalık gravür koleksiyonu 1712’de Fransa’da basıldı, birçok dile çevrildi ve defalarca kez baskısı yapıldı. Bu albüm aynı zamanda, 18 ve 19’uncu yüzyıllarda Osmanlı dünyasıyla ilgilenen pek çok sanatçıya esin kaynağı oldu.
Bir süre sonra Comte de Ferriol, Paris’e döndü. Van Mour ise yaşamının sonuna kadar İstanbul’da kaldı. Başka ülke elçilerinin portre ve kabul töreni gibi siparişlerini de değerlendirdi. Venedik balyoslarının kabul törenlerini gösteren tabloların bir bölümü, hâlâ Beyoğlu’ndaki İtalyan Başkonsolosluğu’nda duruyor. 1725’te ‘Kralın Doğu’daki Sürekli Ressamı’ unvanıyla onurlandırılan sanatçı Galata’da vefat etti ve Saint Benoit Kilisesi’ne defnedildi.

Amadeo Preziosi (Malta, 1816 - İstanbul, 1882) 
Resme merakı çocukken başladı. Babasının baskılarına rağmen okulu bıraktı ve ressam Giuseppe Hyzler’in öğrencisi oldu. 1942’de doğunun cazibesine kapılan birçok sanatçı gibi İstanbul’a geldi. Bir Rum kızıyla evlendi, dört çocuğu oldu. Pera’daki sosyete ve İngiliz asıllı ailelerle dostluk kurdu. 26 Eylül 1882’de Yeşilköy’de avlanırken elinden düşürdüğü tüfeğin patlaması sonucu öldü ve San Stefano Katolik Mezarlığı’na gömüldü.
Boğaziçi’ni resmeden oryantalist ressamlardan olarak tanınır. Boğaziçi, Haliç kıyıları, mesire yerleri, mezarlıklar, Kapalıçarşı ve sokaklar, en çok çalıştığı konulardır. 

Şevket Dağ (İstanbul, 1876 - 1944) 
Çalışma hayatına Vakıflar İdaresi’nde başladı. Tevfik Fikret’in müdürlüğü sırasında, Galatasaray Lisesi’nde resim öğretmenliği yaptı. İstanbul Öğretmen Okulu’nda ‘resimhane’ adı verilen atölyeyi kurdu ve öğrencilere doğada çalışma alışkanlığı kazandırdı. 1909’da Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. 1904 Atina ve 1909 Münih sergilerinde altın, 1910 Sofya ve Brüksel sergilerinde gümüş madalya kazandı. Cumhuriyet ilanından Konya ve Siirt’ten milletvekili seçildi.
Akademik-klasist bir ressam olmakla birlikte, Klasist ressamların tersine kalın fırça vuruşlarıyla serbest bir tekniği vardır. Ancak asıl karakteristik resimleri, tarihi eserlerin iç mekanlarında çalıştığı enteriyörleridir. Özellikle Ayasofya’da yaptığı resimlerini detaya inen ve titiz bir işçilikle oluşturmuş, camii içinin loş ve sessiz atmosferini betimlediği resimlerinde gizemli görselliği öne çıkarmıştır.  

Alberto Pasini (Busseto-Parma/İtalya, 1826 - Cavoretto-Torino/İtalya, 1899) 
1855-56’da Türkiye, Mısır, Suriye ve Arap Yarımadası’nı gezdi. Kostümleri, mimariyi ve manzaraları çizdi. 1860’lı yıllardan itibaren İstanbul’a üç kez geldi, 1868’de Sultan Abdülaziz’in siparişiyle, bugün Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan, ‘Türk-Yunan Savaşı’ konulu dört tablo yaptı. 1876’da Türkiye’ye dördüncü gelmek üzere yola çıktı, Viyana’da Abdülaziz’in ölümünden kaynaklanan siyasi karışıklıkları öğrenerek geri döndü.
Hareketli çarşıları, dumanlı ve mis kokulu sokakları, Göksu Deresi’nde sandal gezintilerini; renk renk giysilerle yaşamın rengini kuşanmış, “Konuşan çiçekler” diye adlandırdığı Türk kadınlarını, bir daha göremedi.
Oryantalist akımın büyük ustalarındandır.

Carlo Bossoli (Davesco, 1815  Torino, 1884)  
Çocukken antikacı ve kitapçıda çırak olarak çalıştı. Ardından resim sanatına yöneldi. Bir ressamla tiyatro dekorları yaparken, Odessa valisinin eşi tarafından keşfedildi. Babasının ölümünden sonra ailesini geçindirmek için resim yapmaya başladı.
1850’de Londra Royal Akademisi’nde sergi açan sanatçı, bu sayede kraliçe Victoria ve çevresiyle tanıştı, siparişler aldı. Kraliçe Victoria ‘Boğaz’daki Tekneler’ tablosunu satın aldı. Türkiye’deyken karakalem ve suluboya eskizler yapan Bossoli, oryantalist resmin önde gelen isimlerindendir.

Hoca Ali Rıza (İstanbul, 1858 - 1930) 

47 yıl öğretmenlik yapan sanatçı çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Döneminde resimle ilgilenen herkesin sevdiği bir hoca oldu. Peyzaj, natürmort, hayali elvah (hayalden manzara) alanlarında üretim yaptı. Karakalem ve suluboyadaki yetkinliği ve hızlı temposuyla, çok sayıda İstanbul peyzajı yapan ressam, mahalleri, yaşantıları, kahvehaneleri, sahilleri yorumlamıştır.
Yaşamı Üsküdar’da geçmiş ve önemli yapıtlarına tarih atmayı da ihmal etmemiştir. Resimlerinde, Üsküdar’a ait olanlar fazladır.  

Fausto Zonaro (Masi-Padova/İtalya, 1854  San Remo, 1929) 
Gençliğinde Edmondo de Amicis’in ‘Constantinopoli’ kitabından tanıdığı İstanbul, zamanla tutkulu bir düşe dönüştü. 1891’de İstanbul’a geldi. Kısa sürede sosyal yaşamında tanındı. Seçkin öğrencileri oldu. İstanbul’daki ilk çalışmalarını açık havada, ahşap panolar üzerinde yaptı. 1894-1905 arası en verimli olduğu dönemdi. 1896’da ‘Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsü’nden Geçişi’ konulu tablosunu Sultan II. Abdülhamid’e göstermeyi başardı; ‘saray ressamı’ olarak tayin edildi. İki yıl sonra da padişahın siparişi ‘Dömeke Savaşı’ tablosunu yaptı. Bunun karşılığında Akaretler’deki 50 numaralı konak kendisine tahsis edildi. Bu yıllarda, İstanbul’un en kuytu köşelerine kadar ulaştı, kent yaşamı ve insanlar hakkında, yeni konular gözlemledi.
II. Meşrutiyet’in ilanı ve Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle başlayan sıkıntılı süreçte saraydaki görevine son verildi ve 1910’da İtalya’ya döndü. Son yıllarını San Remo’da, İstanbul konulu tablolarını çalışarak geçirdi. 

İvan Konstantinoviç Ayvazovski (Feodosya, 29 Temmuz 1817- 5 Mayıs 1900) 
1844’te Rus Donanması’nın resmi ressamlığı görevine atandığı için çok sayıda deniz ve gemi resmi yaptı. 1845’te Sultan Abdülmecid tarafından Beylerbeyi Sarayı’nda kabul edildi. İkinci gelişinde, Abdülmecid’e bir tablosunu sundu ve nişanla ödüllendirildi. 1874’teki ziyaretinde Kuruçeşme’de bir ay kaldı ve Abdülaziz’in sipariş ettiği tabloları hazırladı. Sultanın bir portresinin de aralarında bulunduğu, 30’dan fazla siparişin altı tanesini tamamlayabildi. Diğer çalışmalarını, Teodosia’ya döndükten sonra yaptı. Bugün Dolmabahçe Sarayı’ndaki Sarayburnu’, ‘Ay Işığında Eyüp’ ve ‘Çırağan Sarayı Önünde Osmanlı Donanması’ tabloları bulunur.
5 binin üzerinde eser veren Ayvazovski’nin tablolarının büyük kısmı St. Petersburg, Moskova ve Erivan devlet müzelerinde sergilenmektedir. Türkiye’de ise Dolmabahçe Sarayı, Deniz Müzesi, Askeri Müze, Fener Rum Patrikhanesi ve Kumkapı Ermeni Patrikhanesi’nde eserleri vardır.

Halil Paşa (İstanbul, 1852 - 1939) 
İstanbul, Çengelköy’de doğup büyüyen sanatçı çeşitli konularda resim yapmakla birlikte, Çengelköy peyzajlarıyla özel bir tarz yakalamıştır. Türk resminde 19’uncu yüzyılı 20’nci yüzyıla bağlayan zincirin en önemli halkasıdır.
Asıl sanatçı kişiliğini Boğaziçi kıyılarını betimlediği peyzajlarında bulmuştur. 

Leonardo de Mango (Bisceglie / İtalya, 1843 - İstanbul, 1930)
 21 kardeşin en büyüğü De Mango, maddi imkansızlıklar sebebiyle 19 yaşına kadar kendisini yetiştirdi. 1862’de bir ailenin katkılarıyla Napoli’de Güzel Sanatlar Akademisi’nde girdi. 1883’te İstanbul’a yerleşti. Zonaro ve Valeri gibi İstanbul’daki diğer İtalyan sanatçılarla çalıştı. İstanbul’da en uzun süre kalmış oryantalist ressamlardan biridir. Fenerbahçe ve Üsküdar’ı resmettiği tablolarında düşsel görünümler vardır.
Son yıllarını yoksulluk içinde geçirir ve Latin Katolik Mezarlığı’nda kimsesizler kısmına gömülür. 2006’da açılan kapsamlı sergiler vesilesiyle mezarı yapılmıştır. 

Haber: Ömer Faruk Şerifoğlu

MİLLİYET